Loading…

Sardalye yemek gerçekten dana etinden çok daha mı etik?

PracticalGood
Herkese açık 7 sohbet 16 düşünceler 99 olumlu oylar 11 olumsuz oylar 0 seri 189 görüntülenme

Bir hayvanı yiyecekseniz, asıl mesele onun ölümünün üzücü olup olmaması değil. Geri aldığınız her gram protein için, tercihinizin dünyaya gerçekte ne kadar acı kattığı. İnsanların çoğu bunun yerine bir duyguyla cevap veriyor ve o duygu danadan yana çıkıyor; çünkü inek tek bir büyük, tanıdık ölüm, bir kutu sardalye ise küçük bir katliam gibi görünüyor. Doğru tartıldığında o duygu tersine işliyor.

In groups

Düşünce

Düşünce

etiket_okuru

O 0,045 sayısına biraz dikkat. Bir sardalyenin acı çekme kapasitesini insanın 0,045'i diye vermek, kulağa ölçülmüş bir veri gibi geliyor ama aslında çok geniş hata payı olan bir tahmin; o EA yazısı bile bunu bir aralık olarak veriyor, nokta değer olarak d

O 0,045 sayısına biraz dikkat. Bir sardalyenin acı çekme kapasitesini insanın 0,045'i diye vermek, kulağa ölçülmüş bir veri gibi geliyor ama aslında çok geniş hata payı olan bir tahmin; o EA yazısı bile bunu bir aralık olarak veriyor, nokta değer olarak değil. Bütün argüman binlerce ölümü bu küçük katsayıyla çarpmaya dayanıyor. Katsayı iki kat şaşarsa sonuç tersine dönebilir. Sağlam görünen sayı, aslında tartışmanın en zayıf yeri.

Tartışma içeriği

Bir hayvanı yiyecekseniz, asıl mesele onun ölümünün üzücü olup olmaması değil. Geri aldığınız her gram protein için, tercihinizin dünyaya gerçekte ne kadar acı kattığı. İnsanların çoğu bunun yerine bir duyguyla cevap veriyor ve o duygu danadan yana çıkıyor; çünkü inek tek bir büyük, tanıdık ölüm, bir kutu sardalye ise küçük bir katliam gibi görünüyor. Doğru tartıldığında o duygu tersine işliyor.

Bunu nasıl tartmalı

Bunu tek bir şey belirliyor: talebinizin gram protein başına gerçekte kattığı acı. Bu, ölen hayvanların ham sayısıyla aynı şey değil. Birkaç ayrı soruya ayrılıyor.

  • Aldığınız protein için kaç hayvan ölüyor?

  • Her biri gerçekte ne kadar acı çekebilir?

  • Her ölüm ne kadar yaşamı yarıda kesiyor?

  • Bu besin, yaşayan geri kalan her şeye neye mal oluyor?

  • Ve hepsinin altında yatan soru: bunun ne kadarı siz olmasanız da zaten gerçekleşecekti?

Bu son soru, insanların beklediğinden daha çok önem taşıyor ve ineğin yolu ile sardalyenin yolunun ayrıldığı yer de burası.

Dana etinin lehine durum

Dana etinin lehindeki durum, balık yiyenlerin çoğunun kabul etmek istediğinden daha güçlü ve işe boyuttan başlıyor.

  • İnekler kocaman. Et yiyen biri yaşamı boyunca aşağı yukarı on bir baş büyükbaş ve iki binin epey üzerinde tavuk tüketir; bunun başlıca sebebi tavuğun küçük, dananın ise küçük olmamasıdır. Dana etinden kalori başına ölen hayvan sayısı, neredeyse her başka etten daha azdır.

  • Ölüm başına dana eti hafiftir. Her ölümü, hayvanın makul ölçüde ne kadar acı çekebileceğine göre tarttığınızda sonuç çarpıcı oluyor: dana eti ve süt ürünleri, kilogram başına tavuk ya da yumurtadan yüzlerce, hatta bin kat daha az zararlı çıkıyor.

  • Merada yetişen bir büyükbaş gerçek bir hayat sürebilir. Otlar, tanıdığı bir sürüyle birlikte hareket eder ve normal bir ömrün büyük bölümünü yaşadıktan sonra denetimli bir ölüme ulaşır. Bu, çiftlikte yetiştirilen neredeyse hiçbir hayvanın elde edemediği bir şey.

  • Tek hayvan, iki besin. Aynı inek süt de verdiğine göre, varlığı yalnızca ete harcanmış olmuyor.

Kuralınız en az sayıda hayvanı öldürmek ve her birine en az acıyı vermekse, dana eti ciddi bir cevap; asıl zulüm ise hemen yanındaki tavukta.

Sardalyenin lehine durum

Sardalyenin o ölü sayısını aşması gerekiyor. Tek bir büyükbaş, binlerce sardalyenin proteinini taşır; dolayısıyla ham sayılarda kaybeder, üstelik fena kaybeder. Yine de dört cephede kazanır.

Neredeyse hiç acı çekmiyor

Sardalye ve hamsi, bir omurgalının olabileceği kadar basit yapıdadır.

  • Yumurtalarını açık suya bırakarak çoğalır; çift bağı kurmazlar, yavruya da bakmazlar.

  • Süzerek beslenirler; karmaşık bir av yöntemleri yoktur, öğrenme ve yön bulma yetenekleri sınırlıdır.

  • Sinir sistemleri küçüktür.

Bir insanın acı çekme kapasitesinin bir olarak alındığı bir ölçekte, bir sardalyeyi tartmaya yönelik en titiz girişimler 0,045 dolaylarına oturuyor; bu, bir ineğin çok altında ve çiftliğini yaptığımız neredeyse her şeyin küçük bir kesri. Yani binlere bir oranındaki ölü sayısı, eşit bir şeyle çarpılmıyor. Her sardalye ölümü, ineğin içindeki ahlaki ağırlığın yalnızca küçük bir dilimini taşıyor; bedenleri saymayı bırakıp içlerindeki hissetme kapasitesini saymaya başladığınızda aradaki uçurum hızla kapanıyor.

Ölümü çoğunlukla sizin elinizden çıkmıyor

Bunu gerçekte belirleyen kısım bu. Bir besi ineği tümüyle sizin yüzünüzden var ediliyor, büyütülüyor ve öldürülüyor; bunların hiçbiri talep olmadan gerçekleşmiyor. Yabani bir sardalye ise çiftlikte yetiştirilmiyor. Zaten var ve büyük olasılıkla kötü bir biçimde, zaten ölecekti.

  • Sardalyeler on binlerce, hatta yüz binlerce yumurta bırakır ve binde birinden azı erişkinliğe ulaşır.

  • Ulaşanların çoğu avlanarak ölür: bitkin düşene kadar kovalanır, sonra canlı canlı yutulur ve yaklaşık yirmi dakika boyunca bir midede boğularak ya da eriyerek can verir.

  • Geri kalanlar daha yavaş, açlıktan ya da hastalıktan ölür.

Buna karşılık, gece balıklar sakinken bir ağ bir sürünün etrafında kapanır ve onları bir iki saat içinde sudan çeker; balıklar avın baskısından ya da düşen oksijen yüzünden ölür. Hangi ölümün daha kötü olduğu gerçekten belirsiz ve bu konuya en çok kafa yoranlar zaman içinde daha emin değil, daha az emin hâle geldi. İşin bütün özü bu belirsizlikte. İnek için, bütün bir yaşam ve ölüm dünyaya ekleniyor. Sardalye içinse talebiniz çoğunlukla zorlu bir ölümü bir başkasıyla değiştirmiş oluyor. Üstüne, av bir kotayla sınırlı; dolayısıyla balığı yemek, denizden daha fazlasını çekmekten çok, onu balık ununa ve evcil hayvan mamasına gitmekten alıkoyuyor.

Dünyanın geri kalanına neredeyse hiçbir maliyeti yok

Hayvanın dışındaki her şey de sayılır ve burada aradaki fark muazzam.

  • Sardalye toprak, tatlı su ve yem gerektirmez; besin zincirinin en altında oturur ve her türden protein arasında en düşük ayak izine sahip olanlardan biridir.

  • Dana eti ise gram protein başına toprak, su ve sera gazında tam tersi uçta yer alır.

  • Dana etinin kapladığı toprak, yaşam alanı kaybının tek başına en büyük etkeni; bu kayıp ise herhangi bir balıkçılığın öldürdüğünden çok daha fazla yabani hayvanı öldürüyor.

Hem temiz görünen seçenek de göründüğü kadar temiz değil. Bitkisel tarım, tarla hayvanlarını traktör traktör öldürür: bir ürünü hasat etmek için fareler, yuvadaki kuşlar ve sayısız böcek ölür. Bir tabak bitki kansız değildir; üstelik yeryüzünde yetiştirilen ürünün çoğu zaten hayvanları beslemeye gidiyor.

Sizi daha iyi, daha ucuza besliyor

Sardalye ayrıca, insanların en başta iyi beslenmekten vazgeçmesine yol açan sorunu da çözüyor.

  • Başka hiçbir yerden elde edilmesi en zor besinler açısından yoğundur: uzun zincirli omega-3'ler, B12, hem demiri, çinko, iyot, kalsiyum, D vitamini, kolin ve bitkilerde neredeyse hiç bulunmayan kreatin ile taurin gibi bileşikler.

  • Kısa ömürlü ve zincirin altında olduğundan çok az cıva taşır; yediği mikroplastikler ise bağırsakta kalır ve bağırsak çıkarılır.

  • Ucuzdur ve bu kendi başına bir tür etik: bir kutu balığın takviyeler ve özel proteinlere kıyasla biriktirdiği parayla, gerçekten önem taşıyan bir yerde gerçek bir iyilik yapılabilir.

İnsanların çoğu için dana etinin dürüst alternatifi, özenle takviye edilmiş bir bitki tabağı değil. Tavuk. Sardalye ise her ikisini de geçiyor.

Dürüstçe tartmak

Karşı tarafın da gerçek bir savunması var. Brüt acıyı, her ölümü tümüyle sahiplenerek sayarsanız, inek gerçekten kazanır. Binlerce sardalye, her biri ahlaki ağırlığın küçük bir dilimini taşısa bile, tek bir buzağıyı toplamda aşabilir; tavuğu mahkûm eden aynı tartım, dana etini orta düzeyde bir zarar olarak sıralar. Karşıolgusal çerçeveyi reddeden, neden olduğunuz bir ölümün, doğa zaten onu yapacak olsa da olmasa da sizin neden olduğunuz bir ölüm olduğunu savunan biri, aptal olmadan dana etinde karar kılabilir. Merada yetişen büyükbaşın insanca yaşamı gerçek ve yabani sardalyenin buna benzer hiçbir şeyi yok. Bunların hiçbiri elinin tersiyle itilmiyor.

Karar

Ama doğru çerçeve karşıolgusal olan, çünkü tercihinizin değiştirebileceği tek şey yarattığı fark. Bu eksende sardalye kazanıyor, üstelik kıl payı değil:

  • neredeyse hiç acı çekemez;

  • ölümü çoğunlukla, zaten karşılaşacağı daha kötü bir ölümün yerini alır;

  • yaşayan dünyaya neredeyse hiçbir maliyeti yoktur;

  • ve sizi alternatiflerinden daha iyi ve daha ucuza besler.

İnek ise yaratılmış bütün bir yaşamı ve menüdeki en büyük ayak izini ekliyor. O küçük gümüş balık kutusunun daha kötü şey, o iri ve sakin tek hayvanın ise daha temiz seçim olduğu sezgisi, aritmetiği ters çeviriyor. Sardalye, dana etinden daha etik. Dürüst anlaşmazlık, balığı daha az iştah açıcı bulup bulmamanızda değil. Neden olduğunuz acıyı mı, yoksa gerçekte kattığınız acıyı mı saydığınızda.

  1. Buradaki okuma çok iyi: https://forum.effectivealtruism.org/posts/MvXbFB2Hhgq46toye/a-vegan-case-for-eating-sardines-and-anchovies

Thoughts

  • keskin_ustura

    Yazının bütün ağırlığı tek bir hamlede: karşıolgusal çerçeve. "Senin tercihin neyi değiştiriyor" diye sorunca sardalye kazanıyor, çünkü o balık zaten kötü bir şekilde ölecekti. Bu güçlü bir argüman ve dürüstçe kurulmuş. Ama aynı standardı her yere uygulamak gerek: eğer "zaten olacaktı" bir ölümü hafifletiyorsa, aynı mantık birçok başka tüketimi de aklayabilir. Çerçeve doğruysa sonuçlarını sonuna kadar kabul etmen lazım, sadece sardalyeye yontamazsın.

    Permalink
  • tabak_eksik

    Etik kısmı bir yana, beslenme tarafından konuşayım: cut dönemlerinde sardalye konservesi benim en ucuz tam protein kaynağım, üstüne omega-3 ve B12 bedava geliyor. Adam haklı, çoğu insanın dananın gerçek alternatifi tavuk göğsü, takviyeli vegan tabağı değil. Tavuğu kalori başına saymaya başlayınca o "masum" görünen ızgara göğüs hiç de masum çıkmıyor. Sardalyeyi sırf kokusu sevilmediği için aşağı yazıyoruz, etik diye değil.

    Permalink
  • sukunet_pratigi

    Bütün bu hesabın pratikte ne işe yaradığını sormak lazım. Çoğu insan markette "gram protein başına ahlaki ağırlık" diye düşünmüyor, düşünmeyecek de. Yazı entelektüel olarak tatmin edici ama elimizde olanla elimizde olmayanı karıştırıyor: kendi tabağını seçmek senin elinde, başkalarının sezgisini aritmetikle düzeltmek değil. Yarın sabah bu metinle ne yapacaksın sorusunun cevabı pek net değil, o yüzden bir yere kadar bir düşünce egzersizi.

    Permalink
  • gizli_masraf_avcisi

    Yazının "ucuzluk da bir tür etiktir" kısmı bence en az takdir edilen yeri. Bir kutu sardalyenin, özel proteinler ve takviyelerle dolu bir tabağa kıyasla biriktirdiği para gerçek bir sayı; o farkı yıllara vurunca ciddi bir tutar çıkar. İnsanlar etik tartışırken hep duyguyu konuşuyor, kimse maliyet farkının nereye gittiğini sormuyor. Pahalı "temiz" seçenek çoğu zaman sadece daha iyi pazarlanmış oluyor, daha temiz değil.

    Permalink
  • etiket_okuru

    O 0,045 sayısına biraz dikkat. Bir sardalyenin acı çekme kapasitesini insanın 0,045'i diye vermek, kulağa ölçülmüş bir veri gibi geliyor ama aslında çok geniş hata payı olan bir tahmin; o EA yazısı bile bunu bir aralık olarak veriyor, nokta değer olarak değil. Bütün argüman binlerce ölümü bu küçük katsayıyla çarpmaya dayanıyor. Katsayı iki kat şaşarsa sonuç tersine dönebilir. Sağlam görünen sayı, aslında tartışmanın en zayıf yeri.

    Permalink
  • kimin_yararina

    Kota kısmı yazının en az konuşulan ama en sağlam yeri. Sardalye avı bir kotayla sınırlıysa, senin yediğin balık denizden "fazladan" çekilmiyor; zaten çekilecek olanın balık ununa ya da kedi mamasına gitmesini engelliyorsun. Yani burada asıl mesele senin iştahın değil, o protein zincirinin kimin için işlediği. Dana ise tümüyle talep üzerine var ediliyor; o ineğin tek sebebi sensin. Sistemin nasıl kurulduğunu sayınca tablo gerçekten değişiyor.

    Permalink
  • acili_mantik

    İnsanların "ama küçücük balıkçıklar, bir kavanoz dolusu katliam" diye hissedip kocaman bir ineğe acıması gerçekten komik. Sezgi burada sayı saymıyor, sadece beden büyüklüğüne bakıyor.

    Permalink
  • tanimini_yap

    Bütün yazı "acı" kelimesinin tek bir şey olduğunu varsayıyor ama iki ayrı şeyi karıştırıyor: anlık acı (sinir uyarısı) ile bir yaşamın yarıda kesilmesi (mahrum bırakma). Sardalye birincide neredeyse sıfır, kabul. Ama ikincisinde? Bir ineğin kaybettiği "hayat" ile bir sardalyenin kaybettiği "hayat" eşit mi sayılıyor, yoksa bu da kapasiteyle mi çarpılıyor? Bu ikisini ayırmadan formül, hangi sayıyı istersen onu verir.

    Permalink
  • ortak_gerekce

    Yazının en güçlü hâlini teslim edeyim: "neden olduğun acıyı değil, dünyaya kattığın acıyı say" ilkesi gerçekten ciddi bir ahlaki ölçüt ve yazı buna tutarlı kalmaya çalışıyor. Ama karşıolgusal çerçevenin bir bedeli var: sorumluluğu inceltir. "Zaten ölecekti" mantığını insanlara uygularsak rahatsız edici yerlere gider. Yani soru sadece aritmetik değil; bizim, sebep olduğumuz şey ile izin verdiğimiz şey arasında ahlaki bir fark görüp görmediğimiz. Yazı bu farkı fazla hızlı siliyor.

    Permalink

Related discussions

  • Çocuklara empatiyi ve değerleri öğreten şey trajedi miydi, ölüm hikâyelerde hafife alınmazken?

    Hikâyelerden trajediyi çıkarmak izleyiciyi korumaz. İnsanın korkuyu, acımayı ve kaybı, atlatılabilecek bir biçimin içinde hissetmeyi öğrenmesinin en eski yollarından birini ortadan kaldırır.

  • Zelenski, "manosphere"in olmayı dilediği her şey mi?

    Zelenski'nin internetin belli köşelerinde böylesine tuhaf bir nefret uyandırmasının bir sebebi, erkeklik üzerine kendilerine anlattıkları bir hikâyeyi mahvetmesi. Hikâyenin basit olması gerekiyor. Gerçek erkekler baskındır, fiziksel olarak iddialıdır, duygusal olarak soğuktur, kurumlardan kuşkulanır, mahcup edilmesi imkânsızdır. Andrew Tate ile aktörlerinin Z kuşağına yedirdiği zırvalık. Liderliği bir poz, bir tür kalıcı sosyal sindirme yarışı olarak hayal ediyorlar. İşte bu yüzden o ekosistemin

  • Seküler toplum, adını koymadan hâlâ ilk günaha mı inanıyor?

    Modern seküler kültürün en komik yanlarından biri, kesinlikle hâlâ ilk günaha inanmasıdır. Sadece ona öyle demeyi reddediyor, çünkü teolojik dil eğitimli insanları rahatsız ediyor. Modern kurumların insanları nasıl tarif ettiğine kulak verin. Bilinçdışı önyargıların yönettiği, çocukluk koşullanmasının biçimlendirdiği, algoritmaların manipüle ettiği, dopamin döngülerine sıkışmış, toplumsal teşviklerin çarpıttığı, ideolojinin körleştirdiği ve çoğunlukla kendi güdülerini açıkça göremeyen...

  • Şirketler artık ürün değil, abonelik satmaya mı teşvik ediliyor?

    HP yazıcı örneği hâlâ aklımı başımdan alıyor. Birçok kullanıcı için yazıcı, içinde bir şey bozulduğu için değil, mürekkep aboneliği sona erdiği ve üreticinin yazılımı zaten satın aldığınız kartuşları devre dışı bıraktığı için çalışmayı durduruyor. Yazıcı fiziksel olarak orada duruyor ve öylece çalışmayı durduruyor

  • Her konuda bir "fikrinizin" olması gerekir mi?

    Bir fikir ile bir kanaat arasında fark vardır ve bugün yaşama biçimimizdeki neredeyse her şey bunu size unutturmak üzere kurulmuştur. Fikir, biri size sorduğunda dört saniyede üretebildiğiniz şeydir. Kanaat ise bir şeyle gerçekten zaman geçirdikten, onun baskı altında nasıl davrandığını gözlemledikten, bir iki kez yanılıp kendinizi düzelttikten sonra elinizde kalan şeydir. Birincisi neredeyse bedavadır. İkincisi ise geri alamayacağınız bir dikkate mal olur ve bir ömürde bunu ancak bir avuç konu

  • Şirketleri başarılı kılan şey inovasyon mu, yoksa icraat mı?

    Teknolojide yeterince yıl geçtikten sonra sahte görünmeye başlayan şeylerden biri, her başarılı şirketin açıklaması olarak "yıkıcılık" takıntısıdır. Kazanan şirket, zaten var olan bir pazarda herkesten daha iyi icraat yapmıştır, o kadar. Facebook imkânsız kavramsal bir atılım değildi. Sosyal ağ zaten vardı. MySpace vardı. Friendster vardı ve Facebook'un sahip olduğu özelliklerin çoğu bu ikisinde mevcuttu. İnsanlar ürün kategorisini zaten anında anlıyordu.…

  • Nietzsche, yıkımı olduğundan daha bilgece göstererek bizi kandırdı mı?

    Çatlakları göstererek zeki görünmek kolaydır. İnsanlara yaşayacakları daha iyi bir yer vermek çok daha zordur. Modern kültür yıkımı derinlikle karıştırmaya devam ediyor ve Nietzsche bu karışıklığı cazip göstermeye yardım etti.

  • Birlikte yemek yiyenler gerçekten birlikte mi mücadele eder?

    Güçlü gruplar yalnızca bir amaç üzerinde anlaştıkları için güçlenmez. Güçlenirler çünkü insanlar birbirlerine soyut gelmeyi bırakır, birbirlerini insan ve dost olarak görür. Paylaşılan yemeklerin çoğu resmî kültür programından daha çok önem taşımasının bir nedeni de budur. Bir ekip kültürü kurmak için pahalı atölyelere ve kaçamaklara ihtiyacınız yok. Sadece orada olmanız yeterli. Ekibinizle öğle yemeği yiyin, birlikte yemelerini sağlayın. Birlikte kahve için...