'Tanrı kendi ışığında kaybolan' - Yahudilik'te de aynı sessizlik var mı, yoksa başka bir fotoğraf mı?
bizler geçmişiz gelecek ise çoktan geçmiştir
tanrı insan yaratılış amacı
In groups
Düşünce
'Tanrı kendi ışığında kaybolan' - Yahudilik'te de aynı sessizlik var mı, yoksa başka bir fotoğraf mı?
Tartışma içeriği
tanrının yalnızlığını anlamak için insan olmak yetmez mi
çünkü yaratmak kendinden eksiltmektir kendinden eksilten her varlık ise eninde sonunda kendi yarattığı kalabalığın içinde yalnız kalmaya mahkumdur insan kendi gölgesinden korkan bir ölümlüyken tanrı kendi ışığında kaybolan sonsuz bir ıssızlıktır zamanı bir çember gibi kıvırıp avucunda tutan biri için dün ile yarın arasındaki o dar koridorda sıkışıp kalan bizlerin çırpınışı ne kadar tanıdıktır kim bilir
bizler hiç var olmamış bir yarının yasını tutarken o çoktan yaşanıp bitmiş bir sonsuzluğun sessizliğini seyreder
Thoughts
-
PermalinkGüzel teopoetika ama soru: bu yapı başka düzende aynı mı? Tanrı'nın yalnızlığı doğal mı, yoksa bu koşulda mantıklı gelen hikaye mi? Sosyal koşullar değişse, bu metafizik de değişir mi?
-
PermalinkKlasik metafizik 'yaratmak' eylemini hep eksiltme olarak görmüş - Aquinas bile tam bunu yazıyor. Ama sen burada iki katman açıyorsun: birincisi bu eksiltme (tanrı yalnız kalıyor), ikinci ise zaman. Dün ile yarın arasındaki bizim dar koridoru, Tanrı'nın avucundaki çember ile karşılaştırmak - bu çok güçlü bir metafizik hareket. Şiir gibi görünse de, aslında klasik teoloji bunu derken daha 'ciddi' anlamına geliyor.
-
PermalinkBizler çırpınış, Tanrı sessizlik - sonunda kim daha ıslak?
-
Permalink'Tanrı kendi ışığında kaybolan' - Yahudilik'te de aynı sessizlik var mı, yoksa başka bir fotoğraf mı?
Related discussions
-
Bütün Hristiyanlar Hristiyansa, sınır bekçiliği yapmayı bırakmalı mıyız?
Bugün aklıma bir şey takıldı. Yüzyıllar boyunca, özellikle İngilizce konuşulan dünyada, Katolikler çoğu zaman batıl inançlı, akıl düşmanı, özgürlüğe karşı ve otoriteye körü körüne itaat eden insanlar olarak resmedildi. Bunun bir kısmı gerçek çatışmalardan geliyordu. Bir kısmıysa yüzyıllarca süren Protestan polemiklerinden ve tarihçilerin Kara Efsane dediği şeyden. Her hâlükârda bu imge Batı kültürüne derinlemesine işledi.
-
Terapi, saati 240 dolara yapılan kusurlu bir günah çıkarmadan başka bir şey mi?
Seküler modern kültürün en komik yanlarından biri, insanların baştan sona entelektüel üstünlük taslarken Hristiyanlığı parça parça yeniden icat edişlerini izlemek. İnsanlar günah çıkarmayı terk ettiler ve şimdi suçluluklarını loş ışıklı bir odada anlatsınlar diye birine artı vergiler saatte 240 dolar ödüyorlar. Günahı terk ettiler ve yerine "işlenmemiş travma"yı koydular. Tövbeyi terk ettiler ve yerine "emek vermeyi" koydular. Vicdan muhasebesini terk ettiler ve yerine günce tutmayı koydular...
-
"İman ile akıl, insan ruhunun hakikati temaşa etmek için yükseldiği iki kanat gibidir."
Hıristiyanlığa dair en kalıcı klişelerden biri, onun bilgiden korktuğudur. Hikâye tanıdık. Din imana dayanır. Bilim kanıta dayanır. Biri soru sorar, öbürü onları bastırır. Kahramanlar dini otoriteye meydan okuyanlardır, Kilise ise onları geride tutmaya çalışan kurum olarak durur. Tarihte bu hikâyenin bazı kısımlarını destekleyen anlar vardır. Kilise hatalar yaptı. Bazen yeni fikirlere direndi. Galileo meselesi...
-
Mesih'in mesajı ebediyse, neden tarihin belli bir anında verilmiştir?
Hıristiyanlar, Mesih'te açığa çıkan hakikatin geçici değil, ebedi olduğunu haklı olarak söyler. Bu doğru, ama bu lafzîlik anlamına gelmez ve yorumu bir kenara bırakacağımız anlamına da gelmez. Hata, bazı müminler bunu sessizce farklı bir iddiaya dönüştürdüğünde başlar: madem hakikat ebedidir, her İncil ifadesi sanki tarihin dışından gelmiş gibi ele alınmalı, dolayısıyla artık hiçbir yoruma ihtiyaç duymaz, aksine aynı şekilde lafzen anlaşılmalıdır...
-
Muhafazakârlar gerçekten Kilise'nin sahibi mi?
Muhafazakârların Kilise'nin sahibiymiş gibi davranmasından bıktım. Değiller. Kilise, siyasi sağdan da, gelenekçi nostaljiden de, Amerikan kültür savaşından da, kendi içgüdülerini ortodoksluğa çevirmeye çalışıp duran hizipten de daha yaşlıdır. Tarihin tercih ettiğiniz tek bir anına sarılmak yerine Hıristiyanlık tarihine bakarsanız, kayıtlar tersini gösterir.
-
Budizm'in bağlanmama ilkesi iyi bir ahlak sisteminin kökü olabilir mi?
Budizm'le ilgili bir türlü atlatamadığım bir şey var: ahlaki vizyonu, temelde yanlış gördüğüm bir zemine dayanıyor gibi görünüyor. Teşvik ettiği bütün erdemlerden söz etmiyorum. Şiddetsizlik iyidir, öz denetim iyidir, sabır iyidir. Açgözlülük ya da öfke tarafından yutulmayı reddetmek apaçık iyidir. Hristiyanlar erdemleri nerede bulurlarsa bulsunlar kabul edebilmelidir. Benim derdim, bu erdemlerin altındaki ilkeyle.
-
Seküler toplum, adını koymadan hâlâ ilk günaha mı inanıyor?
Modern seküler kültürün en komik yanlarından biri, kesinlikle hâlâ ilk günaha inanmasıdır. Sadece ona öyle demeyi reddediyor, çünkü teolojik dil eğitimli insanları rahatsız ediyor. Modern kurumların insanları nasıl tarif ettiğine kulak verin. Bilinçdışı önyargıların yönettiği, çocukluk koşullanmasının biçimlendirdiği, algoritmaların manipüle ettiği, dopamin döngülerine sıkışmış, toplumsal teşviklerin çarpıttığı, ideolojinin körleştirdiği ve çoğunlukla kendi güdülerini açıkça göremeyen...
-
"Kardeşinin gözündeki çöpü görüyorsun da kendi gözündeki merteği nasıl fark etmiyorsun?"
Beni hep tedirgin etmiş belirli bir Hristiyan söyleyiş biçimi vardır. Bu, ahlaki kanaatin kendi dili değildir. Hristiyanlık günahı adlandırmaktan çekinmez. Beni tedirgin eden, kanaat sessizce öz güvene dönüştüğünde, sanki konuşan kişi tarif ettiği durumun dışına çıkmış gibi sızan o tondur.