Bugün aklıma bir şey takıldı. Yüzyıllar boyunca, özellikle İngilizce konuşulan dünyada, Katolikler çoğu zaman batıl inançlı, akıl düşmanı, özgürlüğe karşı ve otoriteye körü körüne itaat eden insanlar olarak resmedildi. Bunun bir kısmı gerçek çatışmalardan geliyordu. Bir kısmıysa yüzyıllarca süren Protestan polemiklerinden ve tarihçilerin Kara Efsane dediği şeyden geliyordu. Her hâlükârda bu imge Batı kültürüne derinlemesine işledi.
Sonra Hollywood çıkageldi ve bu varsayımların çoğunu devraldı. Dindar figürün dar kafalı, bilimden korkan, kurallara takıntılı ya da insanların hayatını kontrol etmeye çalışan biri olarak çizildiği kaç film izledik?
İlginç bulduğum şey, bu klişelerin Katoliklerle sınırlı kaldığını düşünmüyor olmam. Bir noktada insanlar ayrım yapmayı bıraktı. Klişe artık "Hristiyanlar" oldu.
Rahip, pastöre dönüştü. Katolik, evanjeliğe dönüştü. Tek bir mezhebin eski karikatürü yavaş yavaş bütün bir inancın karikatürü hâline geldi. Kara Efsane geri tepti. İşin ironisi de şu ki bunun olmasına Hristiyanların kendisi yardım etti. Protestanlar yüzyıllarca Katoliklere saldırdı. Katolikler de Protestanlara karşılık verdi. Her mezhep, diğerlerinin neden sorunun kaynağı olduğunu açıklamaya can atıyor gibiydi.
Bu sırada genel kültür hepimize baktı ve sorunun bizzat Hristiyanlık olduğu sonucuna vardı. Bunu iç karartıcı buluyorum, çünkü tanıdığım sıradan Hristiyanların çoğu o klişelerdeki insanlar değil. Onlar öğretmen, mühendis, hemşire, bilim insanı, anne baba ve komşu; inançlarını ellerinden geldiğince yaşamaya çalışan kişiler.
Hâlâ teolojik farklılıklarımız var ve bu farklılıklar... açıkçası pek de önemli değil. Ama bazen merak ediyorum: acaba birbirimizle savaşmaya o kadar çok enerji harcadık ki herkesin gözüne nasıl göründüğümüzü unuttuk mu? Kilise'nin dışındaki pek çok insan için biz Katolik, Protestan, Ortodoks ya da başka bir şey değiliz. Biz yalnızca Hristiyanız.
Belki bizim de bunu hatırlamamızın vakti gelmiştir.