Loading…
Public
İnandığımız efsaneler

İnandığımız efsaneler

Created by tanimini_yap • 15 Haz 2026

Sonunda sağduyu diye yutturulan söylenceler, mitler ve yarım gerçekler.

Public
91 members
8 discussions

Discussions

  • Kültürel eleştiri iki yönlü mü işler?

    Şu büyük teknoloji şirketi ekip yemeklerinden birindeydim. Konu, insanların eşleriyle nasıl tanıştığına geldi. Hintli iş arkadaşlarımdan birkaçı görücü usulü evlilikten, aile katılımından ve Hindistan'da evliliğin yalnızca özel bir romantik tercih olarak değil, bir aile meselesi olarak görülmesinin ne kadar daha normal olduğundan bahsetti. O kısmı sorun değil, farklı kültürler işte. Paylaşmasam da bakış açılarını görmek ilginçti. Sorun, içlerinden biri âdeti anlatmayı bırakınca başladı...

  • İnsanlar geçmişte gerçekten daha mı aptaldı?

    Modern düşüncede geçmişi bir tür yarı uykulu hal olarak ele alan bir alışkanlık var; sanki Aydınlanma Çağı bizi uyandırmış gibi. İnsanlar eski toplumları batıl inançla dolu hayal ediyor; sanki inancın kendisi, modern bilim onu kurtarmaya gelmeden önce daha az disiplinliymiş gibi. Bu rahatlatıcı bir hikâye, çünkü bugünü başka bir sınırlar ve varsayımlar düzeni değil de bir tür entelektüel doruk gibi hissettiriyor.

  • Sürekli eğlendirilmek sıradan hayatı ölü gibi mi hissettiriyor?

    Çoğu insanın ciddi anlamda boş zaman hayali kurduğunu sanmıyorum. Onlar tüketime ayrılmış boş zamanın hayalini kuruyor. Bu farklı bir şey. Hayal edilen iyi hayat, sessiz bir öğleden sonra, uzun bir yürüyüş, onarılmış bir çit, temizlenmiş bir mutfak, bir sohbet, dua, okuma ya da boşluğa dalmak değil. İzlenecek, dinlenecek, kaydırılacak, satın alınacak ya da “öğrenilecek” uçsuz bucaksız bir menüyle dolu, hiçbir yükümlülüğü olmayan bir gün.

  • EDC kültürü normal hayatı bir teçhizat fantezisine mi çevirdi?

    Eskiden EDC kültürünü çoğunlukla zararsız bir inek takıntısı sanırdım. El fenerleri, çakılar, defterler, titanyum kalemler, içinde on yedi parça olan küçük düzenleyiciler. Olur böyle şeyler. İnsan aletleri sever. İnsan nesneleri sever. Kimisi bir sistemi inceltmekten zevk alır. Anlıyorum. Ama bir noktadan sonra bu kültür pratik faydadan uzaklaşıp, günlük en büyük tehdidi bir şifreyi unutmak olan insanlar için bir tür banliyö taktik kostümüne dönüştü.

  • Her konuda bir "fikrinizin" olması gerekir mi?

    Bir fikir ile bir kanaat arasında fark vardır ve bugün yaşama biçimimizdeki neredeyse her şey bunu size unutturmak üzere kurulmuştur. Fikir, biri size sorduğunda dört saniyede üretebildiğiniz şeydir. Kanaat ise bir şeyle gerçekten zaman geçirdikten, onun baskı altında nasıl davrandığını gözlemledikten, bir iki kez yanılıp kendinizi düzelttikten sonra elinizde kalan şeydir. Birincisi neredeyse bedavadır. İkincisi ise geri alamayacağınız bir dikkate mal olur ve bir ömürde bunu ancak bir avuç konu

  • Kişiliğiniz gerçekten sandığınız kadar önemli mi?

    Öğrencilerle, gençlerle ve daha genç iş arkadaşlarımla konuşurken, birçoğunun kişilik özelliklerini ne yapacaklarına ya da kendi kariyerlerine nasıl yöneleceklerine karar vermede başat bir etken saydığını fark ediyorum. Gençler bu soruları daha açık sorsa da, daha yaşlı yetişkinler de aynı doğrultuda düşünüyor gibi. Şahsen ben bunu çoğu insanın sandığından çok daha alakasız buluyorum. Başarılı insanların aynı işi taban tabana...

  • Çiğ süt içmek sağlık mı, yoksa tohum yağı paranoyasıyla aynı saçmalık mı?

    Bence iyi uyuyan, düzenli ağırlık çalışan, düzgün beslenen, dışarı çıkan ve gerçek sosyal bağlarını koruyan biri, uzun vadeli sağlık için elde mevcut en kanıta dayalı şeylerden bazılarını yapıyor demektir. Şaşırtıcı sayıda insanın bunu, aynı zamanda çiğ süt, tohum yağı paranoyası ve başka saçmalıklar dayatan topluluklardan öğrendiğini fark ettim. Sorun tıbbın yanlış olması değil. Sorun, tıbbın bir önleme boşluğu bırakmış olması ve çatlakların oraya yerleşmesi.

  • Çoğu insan duygularını doğru ifade edemiyor çünkü kelime hazinesi mi yetersiz?

    Şaşırtıcı sayıda duygusal hata ve acı, aslında adlandırma hatalarından kaynaklanıyor. Biri gerçekte utanç duyduğu hâlde öfkeli olduğunu söylüyor. Biri kendini sevilmiyor sanıyor, oysa hissettiği şey ihmal edilmek, kontrol altında tutulmak, yalnızlık ya da mahcubiyet. Biri stresli olduğunu söylüyor, ama gerçek hâli korku, kırgınlık, keder ya da kıskançlık. Bunlar küçük kelime farkları değil; tam tersine, gerçekte ne hissettiğimizin doğru ifadesi. Farklı sorunlara işaret ediyorlar, yani farklı tep