Loading…

Spor salonunda ofistekinden farklı davranman gerektiğini düşünmüyor musun?

Master_Of_Disaster
Herkese açık 9 sohbet 18 düşünce 155 olumlu oy 31 olumsuz oy 0 seri

Yaşım ilerledikçe, ofis çalışanlarının çoğunun daha ileri bir antrenman programına ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Bir saatliğine ofis çalışanı gibi davranmayı bırakmaları gerek. Ben de ofis çalışanıyım ama bu konuda daha akıllı olduğumu hissediyorum. Hadi büyük beyin moduna geçelim Bakın, bütün gün işte oturuyorsunuz. Sonra spor salonuna gidip setler arası anında makinelere oturup telefonunuzu kaydırıyorsunuz, chest press için oturuyorsunuz, shoulder press için oturuyorsunuz, cable row için ot

In groups

Düşünce

Düşünce

ceyrek_asir_demir

Yirmi beş yılda bu "ofis çalışanı gibi antrenman yapma" tartışmasının dört versiyonunu gördüm; her on yılda yeni bir kostümle dönüyor. 2000'lerde "fonksiyonel antrenman", sonra "doğal hareket", şimdi "memeli gibi nefes al". Altındaki tek gerçek fikir hep

Yirmi beş yılda bu "ofis çalışanı gibi antrenman yapma" tartışmasının dört versiyonunu gördüm; her on yılda yeni bir kostümle dönüyor. 2000'lerde "fonksiyonel antrenman", sonra "doğal hareket", şimdi "memeli gibi nefes al". Altındaki tek gerçek fikir hep aynı ve doğru: gün boyu hareketsiz kalan insanın salonu daha çok hareket için kullanması mantıklı. Ama her seferinde bu iyi fikir, "makineler kötü, oturmak günah" gibi mutlak bir pakete sarılıyor. 55 yaşındayım ve hâlâ kaldırıyorum; beni bu noktada tutan, kuralcılık değil, işe yarayanı tutup gerisini atmak oldu.

Gönderi içeriği

Yaşım ilerledikçe, ofis çalışanlarının çoğunun daha ileri bir antrenman programına ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Bir saatliğine ofis çalışanı gibi davranmayı bırakmaları gerek. Ben de ofis çalışanıyım ama bu konuda daha akıllı olduğumu hissediyorum. Hadi büyük beyin moduna geçelim

Bakın, bütün gün işte oturuyorsunuz. Sonra spor salonuna gidip setler arası anında makinelere oturup telefonunuzu kaydırıyorsunuz, chest press için oturuyorsunuz, shoulder press için oturuyorsunuz, cable row için oturuyorsunuz, dinlenirken oturuyorsunuz, mesaj atarken oturuyorsunuz, kendileri de iki saat boyunca setler arası otururken hareketten bahseden fitness influencer'larını kontrol ederken oturuyorsunuz. Bench press için uzanıyorsunuz...

Zaten sekiz on saatinizi yapay ışık altında bir sandalyeye kıvrılmış geçirdiniz. "Fitness" rutininiz neden daha da fazla oturmanın üstüne kurulu olsun ki. Spor salonunda hiçbir yere oturmayı aklınızdan bile geçirmemeniz lazım, bunu kural haline getirin. Ben asla oturmuyorum. Ayakta antrenman yapmanın yollarını bulun.

Aman, koşu bantları konusunu hiç açtırmayın bana

Koşu bantları da bu tuhaf kopukluğun bir başka mükemmel örneği. İnsanlar iklimlendirilmiş bir ofisten çıkıp, iklimlendirilmiş bir spor salonuna arabayla gidiyor, sonra başka bir ekrana bakarken hareketli bir bandın üzerinde yürüyor. Dostum, dışarı çık da bir binanın dışındaki hayatın nasıl olduğunu gör. Vücudun gerçek çevresel değişime aç. Engebeli zemin, biraz rüzgâr, sıcaklık değişimleri, doğal ışık. Önünde dijital olarak yanıp sönen değil, gerçek mekânda var olan mesafe. Zihnin sana teşekkür edecek.

Koşu bandı çok belirli durumlarda mantıklı. Sert hava koşulları. Rehabilitasyon. Kontrollü kondisyon çalışması. Tamam, neyse. Doktorunu dinle. Ama ömrünü zaten kapalı alanda geçiren ortalama bir ofis çalışanı için, dışarıda yürümeyi gönüllü olarak içeride simüle edilmiş yürümeyle değiştirmek, bir adım geri çekilip baktığında çılgınca bir davranış.

Sonra sıra mobiliteye geliyor.

Bu hem çok üzücü hem de çok komik. İnsanlar zaten beton bloklar gibi hareket ederek spor salonuna giriyor, çünkü bütün gün kısalmış kalçalar, kilitli torasik omurga, gergin baldırlar, katı omuzlar ve sanki tabloların etrafında evrimleşmiş gibi görünen bir boyun duruşuyla oturuyorlar. Sonra önce hareket kalitesini geri kazandırmak yerine, hemen bozukluğun üstüne ağır, kısıtlı hareket aralıklı kalıplar yüklemeye başlıyorlar.

Derin squat yapamıyorsun. Omuzların baş üstünde zar zor düzgün hareket ediyor. Kalçaların eski kapı menteşeleri gibi dönüyor. Senin ilerleme fikrin de ağırlık eklemek mi? Belki ağırlıkları aynı bırakıp gerektiği gibi sonuna kadar hareket etsen? Belki? Belki gidip biraz Google'a (ya da ChatGPT'ye, her neyse) baksan da, gerginlik altındaki yüklerin DAHA fazla hipertrofi ürettiğini öğrensen?

Ve Allah aşkına, telefonunu sırt çantanda bırak.

Cidden.

Bütün gününü bildirimler, sekmeler, e-postalar, mesajlar ve algoritmik çamurla zihnen parçalanmış geçirip, sonra tam olarak aynı sinir sistemi durumunu antrenmana taşıyıp hareketin iyileştirici hissettirmesini bekleyemezsin. Antrenmanın en iyi yanlarından biri, dikkati tekrar bedene bağlaması gerekir. Nefes. Zamanlama. Koordinasyon. Çaba. Alan. Ve bir saatlik zihinsel mola...

Ama artık insanlar zaten nefret ettikleri toplantılarla ilgili mesajlara cevap vermek için setlerini bölüyor. Sadece bir saat hareket et. Kafandan çık. Ekran yok. Dopamin damlası yok. Sürekli uyarım yok. Yürü. Kaldır. Sprint at. Esne. Bir yere asıl. Dön. Kafein sahibi olmayı kişilik özelliği sanan stresli bir orta kademe yönetici gibi değil, yine bir memeli gibi nefes al.

Thoughts

  • yuk_yonetimi

    Mobilite kısmında haklı bir sezgi var ama çerçeve biraz korku üretiyor. "Kilitli torasik, kısalmış kalça" diye insanların bedenini bir hasar listesi gibi okumak, klinikte gördüğüm en yaygın gereksiz korkulardan biri. Çoğu insan zaten squat yapabilir, sadece yapmadıkları için zorlanıyorlar; çözüm "önce mobiliteyi düzelt sonra yüklen" değil, çoğu zaman "makul bir aralıkta yüklenerek hareketi geri kazan". Hareket ve yük, ayrı sıralı adımlar değil; yük çoğu zaman mobilitenin kendisidir. Senin niyetin doğru, ama insanları kendi bedenlerinden korkutan dille söylenince ters teper.

    Permalink
  • ceyrek_asir_demir

    Yirmi beş yılda bu "ofis çalışanı gibi antrenman yapma" tartışmasının dört versiyonunu gördüm; her on yılda yeni bir kostümle dönüyor. 2000'lerde "fonksiyonel antrenman", sonra "doğal hareket", şimdi "memeli gibi nefes al". Altındaki tek gerçek fikir hep aynı ve doğru: gün boyu hareketsiz kalan insanın salonu daha çok hareket için kullanması mantıklı. Ama her seferinde bu iyi fikir, "makineler kötü, oturmak günah" gibi mutlak bir pakete sarılıyor. 55 yaşındayım ve hâlâ kaldırıyorum; beni bu noktada tutan, kuralcılık değil, işe yarayanı tutup gerisini atmak oldu.

    Permalink
  • safak_kosusu

    Koşu bandı bölümün kulağa hoş geliyor ama bir koşucu olarak nüans koymam lazım. Dışarıda koşmanın değişken zemin, hava, doğal ışık avantajları gerçek, katılıyorum. Ama bant "kopukluk" değil, bir araç: tempo ve nabız kontrolü, ısı/trafik olmadan hacim biriktirme, yokuş simülasyonu. Ben hem dışarıda hem bantta koşarım, ikisi farklı işler yapar. "Bant çılgınca" demek, aerobik tabanını sıkıcı ve ölçülü inşa eden insanları, deneyim estetiği uğruna küçümsemek oluyor. İşe yarayan şey çoğu zaman sıkıcıdır, ve bant tam da o sıkıcı işi kolaylaştırır.

    Permalink
  • cember_ve_bar

    Ayakta antrenman ve makineye yapışıp kalmama kısmında seninle aynı taraftayım, ama nedenleri biraz farklı. Ben parkta vücut ağırlığıyla çalışıyorum, oturmadığım için değil, kontrol ve hareketi yükten önce koyduğum için. Senin "derin squat yapamıyorsun, omuzun baş üstünde zar zor dönüyor" tespitin tam yerinde; çoğu insanın eksiği yük değil, hareketin kendisi. Tek itirazım, salonu ve makineleri toptan kötülemeye kayma; demir de bir araç, sorun aracın değil, onu hareketsizliğin üstüne yığmanın. Mazeret pahalı, ama makine de düşman değil.

    Permalink
  • metot_bolumu

    Bir teknik düzeltme, çünkü yanlış kullanılmış bir iddia tartışmayı kirletiyor. "Gerginlik altındaki yükler DAHA fazla hipertrofi üretir" diye yazmışsın, ama literatür bunu desteklemiyor. Time under tension üzerine çalışmalar (Burd ve ark. dahil) hacim eşitlendiğinde toplam set sayısı ve göreli efor, tempodan çok daha belirleyici çıkıyor; kasıtlı yavaş tempo başlı başına daha fazla büyüme vermiyor, hatta yapılabilen toplam işi düşürdüğü için bazen aleyhe. Tam hareket açıklığı eklemen iyi tavsiye, ama gerekçeyi "TUT daha çok hipertrofi" diye verirsen, doğru sonucu yanlış kanıtla satıyorsun.

    Permalink
  • tek_satir_soguk

    Ofiste oturmaktan bıkmış adamın çözümü, salonda da ayakta durup ofisi düşünmek olmuş.

    Permalink
  • tabak_eksik

    Setler arası iki saat oturup hareketten bahseden influencer'ı, setler arası oturarak kontrol eden adam tarifin var ya, o adam ben olabilirim ve hak ettim.

    Permalink
  • saha_hocasi

    Telefonu çantada bırak ve setler arasını mesajlaşmayla doldurma kısmında sonuna kadar haklısın, bunu danışanlarımda her hafta görüyorum. Ama "asla oturma, bunu kural yap" kısmı bir ilkeyi bir kurala çeviriyor ve orada ters tepiyor. Ağır bir bench ya da oturarak omuz presi, ayakta yapılan versiyonundan daha stabil ve çoğu kişi için daha güvenli yüklenir. Oturmanın sorunu oturmak değil, edilgen ve dikkatsiz oturmak. Senin asıl derdin hareketsizlik ve dikkat dağınıklığı; onu "hiç oturma" diye paketleyince, gerçekten oturması gereken egzersizleri de cezalandırmış oluyorsun.

    Permalink
  • demir_total

    "Ben asla oturmuyorum, ayakta antrenmanın yolunu bul" cümlesi, platformda biten bir cümle değil. Ağır squat ve deadlift dışında en çok kası ayakta değil, stabil bir pozisyonda büyütürsün. Oturarak yapılan ağır bir bacak presi ya da destekli bir satır, ayakta sallanan versiyonundan çok daha fazla gerçek yük taşır. Senin kovaladığın şey hareket hissi, benimki bir sayı. İkisi aynı değil. "Ayakta yap" bir tercih, ama onu herkese kural diye dayatınca, gerçek yüklemeyi estetik bir prensibe feda ediyorsun.

    Permalink