Modern Amerikan muhafazakârlığının en tuhaf yanlarından biri, dinden tiksinen, hayırseverlikle alay eden, milliyetçilikten nefret eden ve özveriyi ahlaki bir çürüme sayan Rus bir ateistin, bir şekilde bu hareketin koruyucu azizlerinden biri olmasıdır.
Tümüyle değil tabii. Pek çok muhafazakâr hâlâ onu reddediyor. Ama ahlaki sözcük dağarı yine de her yere sızdı, özellikle de iş kültürüne ve seçkin Cumhuriyetçi düşünceye. Bir insan, bağımlılığı, sadakati, yükümlülüğü ya da kendini tutmayı küçümserken, sanki insan erdeminin en yüce hali kişisel çıkarı azamiye çıkarmakmış gibi konuştuğunda bunu duyabilirsiniz.
Ayn Rand eleştirisinin yaygın karikatürü, eleştirenlerin piyasalardan nefret ettiği ya da başarıya gıpta ettiğidir. Bu, asıl sorunu tümüyle ıskalar.
Sorun, Rand'ın hırsa hayranlık duyması değil. Sağlıklı toplumların hırslı insanlara ihtiyacı vardır. Sorun, neredeyse her insan ilişkisini üretken kazananlarla asalak kaybedenler arasında ahlaki bir ayıklama düzeneğine indirgemesi; arada bir yere de pek yer bırakmaması. Bu öyle duygusal olarak ergence bir dünya görüşü ki, kuşaklar boyu eğitimli Amerikalıların başarı hakkındaki düşüncesini kalıcı olarak çarpıttı.
Ve yayıldı, çünkü gerçekten zengin olan, bu dünya görüşünü kesinlikle gönül rahatlığıyla destekleyebilen insanların hoşuna gidiyor (örneğin Cato Enstitüsü). Rand, başarılı insanlara kendileri hakkında sarhoş edici bir hikâye sunar. Yalnızca şanslı, yetenekli, disiplinli ya da yararlı değilsiniz. Üretiyorsunuz diye ahlaken üstünsünüz. Sadakat, görev, yeniden bölüşüm, ölçü ya da fedakârlık isteyen herkes, insan büyüklüğünün ta kendisinin düşmanı oluverir.
Hiyerarşinin tepesine yakın bir yerde oturuyorsanız bu inanılmaz işe yarar bir felsefe. Ama asıl derin hasar, silinen şeyde. Geleneksel muhafazakârlık, hiç değilse en iyi halinde, piyasaların bir uygarlığın içinde var olduğunu anlardı. Bir ülke yalnızca bir ekonomi değildir. İnsanlar yalnızca statü puanı için yarışan tüketim ve üretim birimleri değildir.
Din önemlidir, çünkü insanlar kendini düzelten makineler değildir. Utanç, Suçluluk ya da Korku toplumların düzgün işlemesi için gereklidir. Bir toplumu açgözlülük üzerine kurmaktan ise hiç söz edildiğini duymadım.
Aile önemlidir, çünkü yükümlülükler verimsiz olsalar bile gerçektir. Rand'ın romanlarında aileler genellikle kapitalist kahramanlarımızı aşağı çeken şeyler gibi gösterilir. Sanırım aileye pek önem verilmeyince kapitalistler yerden bitiveriyor, Saruman'ın orkları gibi.
Yurtseverlik önemlidir, çünkü yurttaşlar bizzat seçmedikleri sorumlulukları devralır. Kamu hizmeti önemlidir, çünkü her yetenekli insan fedakârlığı enayilik sayarsa bir ulus ayakta kalamaz. Din önemlidir, çünkü kimileri onsuz da düzgün davranabilse de pek çok kişi davranamaz. Ne kadar ateist olmak isterseniz isteyin ve düşünün ki
Daha eski iş kültürü bile bunun bir versiyonunu anlardı. Eskiden başarılı insanların sivil örgütlere katılması, yerel kurumları fonlaması, yönetim kurullarında yer alması, kasabalar kurması, kütüphanelere sponsor olması, gazi gruplarını desteklemesi, kiliselere katılması ve kendini üç aylık kâr devşirmenin ötesinde bir şeyin emanetçisi sayması beklenirdi.
O kültürde bol miktarda ikiyüzlülük vardı. Zenginler kendilerini hep haklı çıkarmıştır. Ama hiç değilse ahlaki ideal bazen dışarıyı işaret ediyordu. asilliğin yükümlülüğü gibi versiyonlar tarih boyunca sürekli ortaya çıktı. Sonra Ayn Rand geldi ve meğer hayırseverlikle özgecilik dünyayı geriye çekiyormuş...
Rand daha soğuk bir ideali olağanlaştırmaya yardım etti: tek anlamlı yükümlülüğü kendi başarısı olan yalıtık üstün performansçı. Bunun aşağı yönlü etkisini artık her yerde görebilirsiniz. Şirket liderleri durmadan “değer yaratmaktan”, hissedar değerinden söz ediyor.... Finans kültürü, ne anladığı ne de umursadığı kurumları yıkarken elektronik tabloları en iyi şekilde düzenleyen insanları yüceltiyor. İşletmeleri devralıp batıran MBA'lilerin sayısız hikâyesi var. Genç hırslılar; ilişkilerin birer ağ kurma varlığı, şehirlerin geçici kaynak düğümleri, vatandaşlığın ve evliliğin de aslında bir vergi düzenlemesi olduğu fikrini içine sindiriyor.
Dil bile değişti. Görev saflık oldu. Kendini tutmak zayıflık oldu. İstikrar durağanlık oldu. Seçkin Amerika'da en yüce ahlaki iltifat “akıllı” olmaktı, ki bu genellikle malî açıdan saldırgan olmak demekti.
İşin tuhafı, bu zihniyet sağda da kalmadı. Liberal profesyonel kültürünün büyük bölümleri de aynı varsayımları benimsedi. Farklı söylem, aynı işletim sistemi. Kariyeri azamiye çıkarmak. Kişisel marka yaratmak. Güçlendirme kılığına sokulmuş radikal bencillik. Terapötik bir dile sarılmış bitmek bilmez alışveriş mantığı.
Modern Amerika'nın muazzam bir zenginliğe rağmen ruhen tükenmiş hissetmesinin bir nedeni de bu. Bir toplum salt iştahla ayakta kalamaz. Piyasalar hareket üretmekte mükemmeldir. Anlam ve değer üretmekteyse berbattır. İnsan ise her toplumda, her zaman bunun peşinde olmuştur.
Sağlıklı bir muhafazakâr kültür iki şeyi aynı anda söyleyebilmelidir: piyasalar üretkendir ve piyasalar en yüce insani iyi değildir. Ama Randçılık kuşaklar boyu hırslı Amerikalıyı, bencilliğe konan her ahlaki sınırı bir baskı olarak işitmeye alıştırdı. Bu içgüdü bir kez yerleşince, kutsal olan her şey verimsizlik, ayak bağı gibi görünmeye başlar. Aile yükümlülükleri hareketliliğe engeldir. Dinî bağlılıklar en uygun hale getirmeye engeldir. Yerel sadakatler küresel sermaye akışına engeldir. Kamu hizmeti kişisel ilerlemeye engeldir.
Sonunda, birbirlerine sözleşme koşullarından öte hiçbir şey borçlu olduğuna artık inanmayan, son derece verimli insanlarla dolu bir ülkeniz olur.
Sonra herkes toplumsal güvenin neden çöktüğüne, Amerika'nın neden her zamankinden daha bireyci ve acımasız hissettirdiğine şaşıp duruyor. Ayn Rand'ın etkisinin en çarpıcı yanı, hayranlarının çoğunun onun felsefesini hâlâ soğukkanlı bir gerçekçilik diye tanımlamasıdır. Bu gerçekçilik değil. Zenginler için bir fantezidir; üç evi, beş arabası olan zenginleri değil, milyarder sınıfını kastediyorum. Özellikle de uygarlığın; fedakârlıktan, yükümlülükten, bağımlılıktan, mirastan ve özenden ahlaki onuru düzenli olarak söküp aldıktan sonra ayakta kalabileceği fantezisini. Hiçbir uygarlık çok uzun süre bu şekilde işlememiştir.