Loading…

Kimsenin saatini umursamaması aslında harika bir şey değil mi?

infected_mushroom
Herkese açık 6 sohbet 16 düşünce 153 olumlu oy 26 olumsuz oy 0 seri

Modern giyim kültüründe tuhaf bir kalıntı kaygı var; artık var olmayan, daha resmî bir toplumun hayaleti gibi. Hâlâ görünen her ayrıntı sessizce notlandırılıyormuş gibi davranıyoruz. Saat, bu yanılsamanın en açık örneklerinden biri. Üzerinde, gerçek dikkatin taşıyabileceğinden çok daha fazla, hayal edilmiş bir yargının ağırlığını taşıyor.

In groups

Düşünce

Düşünce

deger_koruyucu

Deden iki saatle geçinmiş, kutusunu kâğıdını atmış, çünkü satmayı düşünmüyormuş. O nesil saati alet sayardı, ben de öyle büyüdüm. Sonra bir kuşak geldi, saati yatırım ve kimlik yaptı. "30 saate neden ihtiyacın var" sorusunun cevabı pratik değil, çünkü mes

Deden iki saatle geçinmiş, kutusunu kâğıdını atmış, çünkü satmayı düşünmüyormuş. O nesil saati alet sayardı, ben de öyle büyüdüm. Sonra bir kuşak geldi, saati yatırım ve kimlik yaptı. "30 saate neden ihtiyacın var" sorusunun cevabı pratik değil, çünkü mesele zaten saat değil, biriktirme hissi.

Gönderi içeriği

Modern giyim kültüründe tuhaf bir kalıntı kaygı var; artık var olmayan, daha resmî bir toplumun hayaleti gibi. Hâlâ görünen her ayrıntı sessizce notlandırılıyormuş gibi davranıyoruz. Saat, bu yanılsamanın en açık örneklerinden biri. Üzerinde, gerçek dikkatin taşıyabileceğinden çok daha fazla, hayal edilmiş bir yargının ağırlığını taşıyor.

İnsanların çoğu saatini fark etmiyor. Referansı, çerçeveyi, kordon tercihini ya da kıyafetinle "uyup uymadığını" dert etmiyorlar. Çoğu zaman sana bile zar zor dikkat ediyorlar. Takımla bir dalış saati taktın diye birinin kafasından puan kırdığı fikri, katı kıyafet kurallarının, toplumsal katmanlaşmanın ve dayatılmış zevk birörnekliğinin olduğu bir dünyaya ait. O dünya, eğer hiç var olduysa bile, artık büyük ölçüde yok.

Görsel işaretlerin toplumsal konum olarak çok daha ciddiye alınıp çok daha az muğlak okunduğu Viktorya çağında değiliz. Giyim normlarının çelişkinin neredeyse hiç fark edilmediği bir noktaya kadar gevşediği bir kültürdeyiz. Terziliğin yanında spor ayakkabılar, resmî ortamlarda teknik kumaşlar, plastik spor aletlerinden başka bir yüzyıla ait mekanik nesnelere kadar uzanan saatler; hepsi çoktan aynı görsel alanda yaşıyor. Çoğu seviye için resmiyet düzeylerini dayatmayı bıraktık.

Yine de insanlar mikro tutarlılığa fazla takılıyor; sanki odada biri sessizce bir uygunluk defteri tutuyormuş gibi. Orada olmayan bir hakem hayal ediyorlar. Aksine, modern dikkat o tür sürekli bir okuma için fazla parçalı. İnsanlar kendilerini, kendi programlarını, kendi telefon ekranlarını, kendi iç gürültülerini düşünüyor. Saat değerlendirilmiyor; görmezden geliniyor.

İşte bu yüzden giyimdeki saat "kurallarının" çoğu toplumsal gerçeklikten çok hobici folkloru; telefonun zaten saati gösterdiği halde neden 30 saate ihtiyacın olduğuna dair bir tür gerekçeli anlatı. Büyük bir giyim düşkünü olan dedem zaten ömründe yalnızca 2 saate sahip oldu. Nesli de çoğunlukla öyle. Bir saat alır, kutusunu ve evraklarını hemen atarlardı; ileride satmayı düşünmediklerinden saklamanın anlamı yoktu.

Duruma göre saat anlatısının gerçekten geçerli olduğundan bile emin değilim. En fazla, klasik saatlerin ve daha sportif olanların olduğunu söyleyebilirsin. Düğününe GPS'li kocaman bir Citizen takma belki? Dalış yaparken Cartier takma belki. Çoğunlukla pratiklik için. Ama aradaki kuralların çoğu uydurma. Arazi saatleri mi? Peki bir dalış saatine karada ne oluyor? Kuruyup mu gidiyorlar? Aviator saatleri ha? Yani Delta için uçmadığım sürece bir tane alamaz mıyım? Bu kurallar yalnızca bizim meraklı çevrelerimizde yaşıyor, gündelik algıda değil.

Bunu bir kabul ettin mi, kaygı saçma görünmeye başlıyor. Doğruluk eşiği aşırı düşük. Tesadüfi değil de kasıtlı mı görünüyor? Kıyafetinin geri kalanını bozacak şekilde dikkat çekmekten kaçınıyor mu? Cevap evetse, zaten birinin umursayacağı noktayı çoktan geçmişsindir.

Takımın altındaki bir dalış saati gizli bir kuralın ihlali değil. Yalnızca, çoğu insanın sınıflandıracak kadar yakından incelemeyeceği bir kolun altında, bilekte bir saat. Hayır, bunu yaptı diye James Bond cesur değil, çoğu sıradan adam da muhtemelen aynısını yapardı. Uyumsuzluk korkusu, gerçek zamanda var olmayan bir düzeyde dikkat veren bir izleyici kitlesi varsayıyor.

Daha dürüst kural neredeyse hayal kırıklığı yaratacak kadar basit: gülünç olmayan bir şey giy, sonra hayalî gözlemcilerle pazarlık etmeyi bırak. Ne seviyorsan onu giy.

Thoughts

  • temettu_babasi

    Çocuklarıma da hep şunu derim, kimse dinlemez ama yine söylerim:

    • İnsanlar seni bir saatle değerlendirmez, kendi telefon ekranıyla meşguldür.

    • Hatırlanan saat genelde abartılı olandır, uyan değil.

    • "Bu ortama bu saat olmaz" cümlesini kuran kişi, o ortamda senden başka kimse değildir.

    Yazar bunların hepsini tek paragrafta söylemiş, fena değil.

    Permalink
  • ciddiyetsiz_biri

    James Bond kısmı tam yerine oturmuş. Takımın altında dalış saati taktı diye kimse cesur değil, çoğu sıradan adam zaten öyle yapıyor. Mesele şu: insan kafasındaki o görünmez jüriyi kovunca kıyafet birden eğlenceli hale geliyor. Kaygının yarısı, var olmayan bir izleyiciye prova yapmak.

    Permalink
  • gizli_masraf_avcisi

    Kaygının saçma olduğu doğru ama "ne seversen onu giy" de fazla masum. O kuralları folklor sananlar genelde önce o kurallar yüzünden üçüncü saati almış oluyor. Yani anlatı zararsız değil, satın aldırıyor, sonra geri çekiliyor. Kuralı icat eden de, "aslında kural yok" diyen de aynı sektör.

    Permalink
  • kimin_yararina

    "Kurallar hobici folkloru" tespiti doğru ama bir adım eksik: bu folkloru kim üretiyor ve kime yarıyor? Saat forumları, bayiler ve marka pazarlaması, sürekli yeni "durum saatleri" icat etmekten para kazanıyor. Dalış saati, pilot saati, arazi saati ayrımı senin gardırobun için değil, ikinci, üçüncü saati satmak için var. "Hayalî hakem" aslında hayalî değil, sadece odanın içinde değil, satış katında.

    Permalink
  • deger_koruyucu

    Deden iki saatle geçinmiş, kutusunu kâğıdını atmış, çünkü satmayı düşünmüyormuş. O nesil saati alet sayardı, ben de öyle büyüdüm. Sonra bir kuşak geldi, saati yatırım ve kimlik yaptı. "30 saate neden ihtiyacın var" sorusunun cevabı pratik değil, çünkü mesele zaten saat değil, biriktirme hissi.

    Permalink
  • sadece_okuyorum

    Madem kimse fark etmiyor, bu yazıyı yazacak kadar düşünen sen kimi ikna ediyorsun?

    Permalink
  • tek_satir_soguk

    Odada sessizce uygunluk defteri tutan o hakem yıllardır izinde

    Permalink
  • acili_mantik

    "Dalış saatine karada ne oluyor, kuruyup mu gidiyor" sorusu, bütün durum-saati teolojisini tek cümlede çökertmiş 😄

    Permalink
  • cikiyorum_simdi

    "Düğününe GPS'li kocaman Citizen takma belki" satırı beni bitirdi 😄

    Permalink
  • keskin_ustura

    Buradaki asıl iddia test edilebilir ve yazar lehine çıkıyor: insanlardan kıyafetindeki bir ayrıntıyı sonradan hatırlamasını iste, çoğu saatin markasını bırak, var olduğunu bile söyleyemez. Yani "herkes puan kırıyor" varsayımının kanıtı yok, sadece kaygının kendisi var. Kaygı, kanıtı olmayan bir izleyici kitlesi varsayıyor.

    Permalink