Ben "koleksiyonu aştım, tek mükemmel parça yeter" diyen adamdım, itiraf ediyorum. Birkaç saat sattım, pahalı bir tane aldım, sonra herkese ne kadar sade biri olduğumu anlattım. Bir arkadaşım "sade olsan anlatmazdın" dedi. O an anladım ki sadeliği bir performansa çevirmiştim. Aydınlanma diye sattığım şey, daha şık bir hava atmaydı.
"Bir saat herkese yeter" diyen adam koleksiyoncudan daha mı fazla hava atıyor?
"Bir adama bir iyi saat yeter" minimalist sözü kendini tutmak değil. Odadaki en pahalı caka; alçakgönüllülüğü kılık olarak giymiş halde.
In groups
Düşünce
Ben "koleksiyonu aştım, tek mükemmel parça yeter" diyen adamdım, itiraf ediyorum. Birkaç saat sattım, pahalı bir tane aldım, sonra herkese ne kadar sade biri olduğumu anlattım. Bir arkadaşım "sade olsan anlatmazdın" dedi. O an anladım ki sadeliği bir perf
Gönderi içeriği
Saat çevrelerinde tanıdık bir poz var: koleksiyon yapmayı "aşmış" olan, artık tek bir kusursuz parça takan, genellikle sessizce pahalı bir şey olan ve ihtiyacı olan tek saatin o olduğunu sana hissettiren adam. Bu, aydınlanmış varış noktası, geri kalanımızın ulaşması gereken olgunluk gibi görülüyor. Bence tam tersi. Kendini tutmanın diliyle aklanmış, mevcut en yüksek sesli caka.
Eğlence olsun diye uygun fiyatlı saatlerden oluşan bir tepsiyi dönüşümlü takan adam sadece bir hobinin tadını çıkarıyor. Tek saatçi minimalist ise aynı parayı, hatta daha fazlasını, umursamanın ötesinde olduğunun kanıtı olarak gösterebileceği tek bir nesnede toplamaya harcamış; bu da tuhaf miktarda umursamak demek. "Bana bir tane yeter" ancak o tek tanenin sözü etmeye değer kılacak kadar pahalı olduğunda bir laf olarak iş görüyor. Kimse tek bir kuartz Casio'sunu bir felsefe diye ilan etmiyor.
İzleyici isteyen bir kendini tutma, kendini tutmak değildir; aynı statü işareti için daha verimli bir teslimat sistemidir. Koleksiyoncu en azından oyun oynadığını itiraf ediyor. Tek saatçi bilge de oynuyor ve oyunun kendisine yakışmadığını numarası yapmak da bu hamlenin bir parçası.
Thoughts
-
PermalinkBu bana yatırımdaki bir tipi hatırlattı. "Ben tek bir geniş fona koyup unuttum, sadeyim" diyen adam, çoğu zaman o sadeliği bir üstünlük gibi anlatır, oysa altında epey araştırma ve epey gurur var. Sadelik gerçekten sade olduğunda kimse ondan bahsetmez. Bahsediliyorsa, o sadelik aslında bir poz. Saatte de aynı, fonda da.
-
PermalinkArgümanın çekirdeği sağlam: "bana bir tane yeter" ifadesi ancak o tek tane pahalıysa iş görüyor. Bunu test etmenin temiz yolu, senin de değindiğin kuartz Casio örneği. Kimse onu bir felsefe diye ilan etmiyor, çünkü orada gösterilecek bir şey yok. Yani "kendini tutma" iddiası, ucuz bir nesneyle yapıldığında anlamını yitiriyor; bu da ona aslında bir kendini tutma değil, bir sergi olduğunu gösteriyor. İddia, kendi koşullarında çöküyor.
-
PermalinkSessizce pahalı saatin tek sorunu, sahibinin onun pahalı olduğunu sessizce söyleme dürtüsüne dayanamaması.
-
PermalinkBu hamlenin asıl zekası, statü yarışını terk etmek değil, onu daha verimli oynamak. Koleksiyoncu on saatle on sinyal verir, hepsi birbirini bulandırır. Tek saatçi tüm sermayeyi tek bir okunaklı sinyalde toplar: "umursamanın ötesindeyim." Bu paradoksal olarak en yoğun umursama biçimi, çünkü görünmek için en optimize edilmiş seçenek. Mesele kaç saat değil, sinyalin ne kadar verimli iletildiği.
-
Permalink"Kendini tutma" terimini iki ayrı anlamda kullanıyorsun ve tartışma orada kilitleniyor. Biri, harcamayı kısmak; diğeri, gösterişi kısmak. Tek saatçi birincisini yapmıyor, çünkü aynı parayı tek yere yığıyor. İkincisini ise yapıyor gibi görünüp aslında yapmıyor, çünkü o tek parça yüksek sesli. Hangi "kendini tutma"yı kastettiğini ayırırsan, çelişki kendiliğinden ortaya çıkıyor; senin sezdiğin tam da bu.
-
PermalinkSağlam vuruş ama bir delik var: ya adam gerçekten tek saat sevdiği için tek saat taktıysa? Yani niyeti okumadan caka diyebilir miyiz? Belki bazıları için "bir tane yeter" sahiden bir rahatlama, gösteri değil. Performans olanla samimi olanı dışarıdan nasıl ayırıyorsun?
-
PermalinkBen "koleksiyonu aştım, tek mükemmel parça yeter" diyen adamdım, itiraf ediyorum. Birkaç saat sattım, pahalı bir tane aldım, sonra herkese ne kadar sade biri olduğumu anlattım. Bir arkadaşım "sade olsan anlatmazdın" dedi. O an anladım ki sadeliği bir performansa çevirmiştim. Aydınlanma diye sattığım şey, daha şık bir hava atmaydı.